Türkiye’de enerji ve altyapı yatırımlarının önündeki en kritik idari süreçlerden biri, hiç şüphesiz Çevresel Etki Değerlendirmesi (“ÇED”) sürecidir. Rüzgar Enerji Santrali (“RES”), Güneş Enerji Santrali (“GES”), Hidroelektrik Santrali (“HES”), Depolamalı Rüzgar Enerji Santrali (“DRES”), maden işletmeciliği ve nükleer enerji projeleri gibi büyük ölçekli yatırımlarda ÇED süreci, projenin fizibilite aşamasından işletmeye alınmasına kadar geçen sürede hem zaman hem de maliyet açısından belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu yazı dizisinin ilk bölümünde ÇED kurumunun hukuki temellerini, kapsamını ve yatırımcılar açısından taşıdığı stratejik önemi ele alacağız.
ÇED’in Hukuki Dayanağı
ÇED kurumunun temel yasal dayanağı, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesidir. Anılan madde uyarınca, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar Bakanlıkça yönetmelikle düzenlenmektedir.
Bu yetkiye dayanılarak hazırlanan ve halihazırda yürürlükte bulunan temel düzenleme, 29/07/2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’dir (“ÇED Yönetmeliği”). Bu Yönetmelik, 25/11/2014 tarihli ve 29186 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan önceki ÇED Yönetmeliği’ni yürürlükten kaldırarak sistemi güncellemiştir.
Yatırımcılar açısından özellikle vurgulamak isteriz ki ÇED Yönetmeliği, son bir yıllık dönemde iki kez değişikliğe uğramıştır ve bu değişiklikler mevcut projelerin planlanmasında dikkate alınmalıdır:
- 26/06/2025 tarihli ve 32938 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklik ile “ÇED proje alanı” tanımı yeniden düzenlenmiş, halkın bilgilendirilmesine ilişkin askı ilan usulünde il müdürlüğü, kaymakamlık ve muhtarlıklarda birlikte ilan yapılması zorunlu hale getirilmiş, jeotermal kaynak arama faaliyetleri ile kömür gazlaştırma/sıvılaştırma projelerine ilişkin eşik değerlerde değişikliğe gidilmiştir.
- 05/03/2026 tarihli ve 33187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve daha köklü nitelikte olan ikinci değişiklik ile sistemde uzun yıllardır kullanılan “ÇED Gereklidir” / “ÇED Gerekli Değildir” kararları kaldırılmış; onay süreci “ÇED Olumlu”, “ÇED Olumsuz” ve “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” kararları etrafında yeniden kurgulanmıştır. Aynı değişiklikle Yönetmeliğe, işletmeye veya üretime geçtiği tarihte yürürlükte olan mevzuat kapsamında kazanılmış hakları bulunan projelere yönelik “Muaf” tanımı eklenmiş, önceden ay olarak ifade edilen süreler takvim günü esasına göre yeniden düzenlenmiştir. Bu değişikliğin uygulama detayları, Bakanlık tarafından 18/03/2026 tarihli ve 2026/4 sayılı “ÇED Yönetmeliği Uygulamalarına Dair Genelge” ile somutlaştırılmıştır.
Bu tabloyu paylaşmamızın nedeni açıktır: Halihazırda ÇED süreci devam eden veya yeni başlayacak olan RES, GES, HES, DRES, maden ve nükleer enerji projelerinde, hangi tarihte yürürlükte olan hükümlerin uygulanacağının doğru tespiti -özellikle geçiş hükümleri ve kazanılmış haklar bakımından- projenin zaman planlaması açısından kritik önem taşımaktadır.
ÇED Neden Yalnızca “Çevresel” Değil, Aynı Zamanda Hukuki Bir Risk Yönetimi Meselesidir?
Yatırımcı şirketler açısından ÇED süreci sıklıkla yalnızca teknik/mühendislik boyutuyla değerlendirilmekte, sürecin idare hukuku ve idari yargılama hukuku boyutu geri planda kalabilmektedir. Oysa:
- ÇED kararları idari işlemdir ve bu kararlara karşı üçüncü kişiler (çevre örgütleri, etkilenen halk, komşu parsel malikleri ve/veya aynı proje alanındaki başka enerji şirketleri vb.) tarafından iptal davası açılabilmektedir.
- ÇED Olumlu kararlarına karşı açılan davalar, genel idari yargılama usulünden farklı ve daha hızlı bir usule -ivedi yargılama usulüne- tabidir. Bu hususu dizinin üçüncü yazısında ayrıntılı olarak ele alacağız.
- ÇED sürecinde yapılan usul hatalarının (halkın bilgilendirilmesi, kümülatif etki değerlendirmesi, paydaş katılım planı eksiklikleri gibi) yargı mercilerince iptal nedeni sayıldığı içtihatlarla sabittir; bu da yatırımın finansmanı, kredi süreçleri ve inşaat takviminde ciddi gecikmelere yol açabilmektedir.
Bu nedenle özellikle enerji sektöründe faaliyet gösteren yatırımcı şirketlerin, ÇED sürecini proje geliştirme aşamasının başından itibaren idare ve çevre hukuku danışmanlığı ile birlikte yürütmesi, ilerleyen aşamalarda ortaya çıkabilecek dava risklerinin önlenmesi bakımından önem arz etmektedir.
Hangi Projeler ÇED’e Tabidir?
ÇED Yönetmeliği’nin ekinde yer alan Ek-1 (ÇED’e tabi projeler) ve Ek-2 (ÇED Ön İnceleme ve Değerlendirmeye Tabi Projeler) listeleri, hangi proje türlerinin ve hangi kapasite eşiklerinin ÇED sürecine tabi olduğunu belirlemektedir. RES ve GES projeleri kurulu güç eşiklerine göre, HES projeleri ise rezervuar hacmi ve kurulu güç kriterlerine göre; maden projeleri ise ocak/tesis kapasitesine göre bu listelerde farklı kategorilerde yer almaktadır. Nükleer enerji santralleri ise kapasiteden bağımsız olarak doğrudan Ek-1 kapsamında değerlendirilen projeler arasındadır. Bu eşiklerin projeye özgü olarak doğru tespiti, sürecin “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” mı yoksa Ön İnceleme ve Değerlendirme kapsamında mı ilerleyeceğini belirlediğinden, yatırım kararının en erken aşamasında yapılması gereken bir hukuki ve teknik analizdir.
Nitekim bu eşik tespitinin yalnızca bir sınıflandırma meselesi olmadığını, sonraki tüm idari sürecin çerçevesini belirleyen bir eşik değer olduğunu özellikle vurgulamak isteriz. Zira projenin Ek-1 kapsamında değerlendirilmesi halinde yatırımcı, ÇED Başvuru Dosyası’nın hazırlanmasından Komisyon incelemesine, halkın katılımı toplantısından nihai “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” kararına kadar uzanan görece uzun ve çok aktörlü bir sürece tabi olacak; buna karşılık Ek-2 kapsamındaki bir proje için yalnızca Proje Tanıtım Dosyası üzerinden yürütülen ve daha kısa süren bir Ön İnceleme ve Değerlendirme süreci söz konusu olacaktır. Bu iki güzergâh arasındaki süre, maliyet ve prosedür farkı göz önüne alındığında, yatırımcı şirketlerin proje geliştirme aşamasının en başında bu sınıflandırmayı doğru yapması ve buna göre bir zaman planlaması oluşturması büyük önem taşımaktadır.
İşte tam da bu noktada, sürecin hangi aşamalardan oluştuğunun ve her bir aşamada yatırımcıya düşen yükümlülüklerin bilinmesi, karşılaşılabilecek hukuki süreçlerin önceden değerlendirilmesi projenin öngörülebilirliği açısından belirleyici hale gelmektedir.
Bu haftaki yazımızda ÇED kurumunun yasal çerçevesini ve güncel mevzuat değişikliklerini genel hatlarıyla ele aldık. Önümüzdeki hafta yayımlanacak yazımızda, ÇED sürecinin başvurudan nihai karara kadar uzanan aşamalarını -Proje Tanıtım Dosyası, ÇED Başvuru Dosyası, halkın katılımı toplantısı, özel format ve Komisyon incelemesi dahil olmak üzere- adım adım inceleyeceğiz.
Saygılarımızla,
Odabaşı & Özşahin Avukatlık Bürosu
Bu yazı, genel bilgilendirme amacı taşımakta olup somut olaya özgü hukuki görüş niteliği taşımamaktadır. RES, GES, HES, DRES, maden ve nükleer enerji projelerinize ilişkin ÇED süreçleri hakkında hukuki danışmanlık ihtiyacınız için ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.
