P.tesi - Cuma09:00 - 18:00
Sosyal Medya

Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında ÇED: RES, GES ve HES Projelerine Özel Uygulama Esasları

Yazı dizimizin ilk üç bölümünde Çevresel Etki Değerlendirmesi (“ÇED”) kurumunun hukuki dayanağını, başvurudan ÇED Olumlu kararına kadar uzanan idari süreci ve ÇED Olumlu kararlarına karşı açılan davaların tabi olduğu ivedi yargılama usulünü genel hatlarıyla; Rüzgar Enerji Santrali (“RES”), Güneş Enerji Santrali (“GES”), Hidroelektrik Santrali (“HES”), Depolamalı Rüzgar Enerji Santrali (“DRES”), maden işletmeciliği ve nükleer enerji projeleri özelinde ele almıştık. Bu haftaki yazımızda ise dizinin sistematiğine uygun olarak daha niş ve teknik bir düzleme geçiyor; RES, GES ve HES projelerinin her birinin ÇED Yönetmeliği’nin Ek-1 ve Ek-2 listelerinde hangi eşik değerlerle ve hangi madde numaralarıyla düzenlendiğini, bu eşiklerin son bir yıl içinde nasıl değiştiğini, her bir teknoloji için sektöre özgü hukuki risk alanlarını ve ÇED Kararı’nın iptali davalarında büyük önem arz eden bilirkişi incelemesi sürecini RES, GES ve HES uygulama örnekleri üzerinden inceleyeceğiz.

Önemle belirtmek isteriz ki aşağıda yer verilen eşik değerler, 26/06/2025 tarihli ve 32938 sayılı ile 05/03/2026 tarihli ve 33187 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ÇED Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikler ile güncellenen ve halihazırda yürürlükte bulunan hükümleri esas almaktadır. Özellikle RES ve GES eşik değerleri 26/06/2025 tarihli değişiklikle değiştirilmiş olup bu değişiklikten habersiz şekilde eski eşik değerlere göre yapılan bir sınıflandırma, sürecin başında yanlış güzergâhın seçilmesine ve ilerleyen aşamada telafisi güç zaman kayıplarına yol açabilecektir.

Rüzgar Enerji Santrallerine (RES) Özgü Uygulama Esasları

29/07/2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ÇED Yönetmeliği’nin ilk halinde, kurulu güç veya türbin sayısı ayrımı yapılmaksızın RES’lerin tamamı Ek-1 listesinin 41. maddesi kapsamında tam ÇED sürecine tabi tutulmuştu; bir önceki (2014 tarihli, mülga) Yönetmelik döneminde var olan “türbin sayısı 5 adet ve üzerinde veya kurulu gücü 10 MWm–50 MWm arası” gibi kademeli eşikler tamamen kaldırılmıştı. 26/06/2025 tarihli ve 32938 sayılı değişiklikle bu kapsam yeniden daraltılarak Ek-1 madde 41 şu şekilde ikiye ayrılmıştır: (a) 15 adet türbin ve üzeri kara üstü rüzgar enerji santralleri ile (b) denizüstü rüzgar enerji santralleri (türbin sayısından bağımsız olarak). Aynı değişiklikle Ek-2 listesine yeni bir 57. madde eklenerek 1-15 adet türbin arasındaki kara üstü RES projeleri, Proje Tanıtım Dosyası üzerinden yürütülen ön inceleme ve değerlendirme sürecine tabi kılınmıştır.

Yatırımcılar açısından bu ayrımın uygulamadaki en kritik sonucu, türbin sayısının projenin güzergahını belirleyen eşik değer haline gelmesidir: 14 türbinlik bir RES projesi PTD temelli kısa süreçle ilerlerken, aynı sahada 15. türbinin eklenmesi projeyi doğrudan tam ÇED sürecine, dolayısıyla Komisyon incelemesi, halkın katılımı toplantısı ve özel format aşamalarına tabi kılmaktadır. Bu nedenle saha kapasitesi planlaması yapılırken, ileride eklenmesi düşünülen ek türbinlerin Yönetmelik’in kümülatif kapasite ilkesi (Madde 20) uyarınca mevcut türbin sayısına eklenerek değerlendirileceği ve projenin -aşamalı olarak dahi kurulsa- baştan itibaren tek bir proje olarak ele alınacağı unutulmamalıdır. Sahayı 14’er türbinlik ayrı “projeler” halinde bölerek Ek-1 eşiğinden kaçınma girişimleri, hem Kümülatif Etki Değerlendirmesi tanımına (Madde 4/1-aa) aykırılık hem de idari işlemin -projenin gerçek büyüklüğü gizlenerek- hukuka aykırı biçimde parçalara bölünmesi gerekçesiyle iptal davasına konu edilebilecek bir hukuki risktir.

RES projelerinde sıklıkla karşılaşılan bir diğer sektörel özellik, türbin sahalarının büyük ölçüde 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamındaki Devlet ormanı sayılan alanlarda veya bu alanlara bitişik parsellerde konumlanmasıdır. Orman Kanunu’nun 17.maddesi uyarınca yürütülen orman izni sürecinde, ön izin aşamasından sonra kesin izin başvurusunun kabul edilebilmesi, ÇED Olumlu kararının (veya Ek-2 kapsamındaki projelerde eşdeğer kararın) Orman İdaresi’ne sunulması şartına bağlıdır. Bu sıralama, dizimizin üçüncü yazısında ele aldığımız ivedi yargılama usulü ile doğrudan bağlantılı bir risk zinciri yaratmaktadır: ÇED Olumlu kararına karşı açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi halinde, bu karara dayanılarak alınmış olan orman kesin izninin hukuki dayanağı da sarsılmakta ve izin makamınca resen değerlendirmeye tabi tutulabilmektedir. Bu nedenle RES projelerinde orman izni takvimi ile ÇED süreci ve olası iptal davası takvimi bir arada, tek bir risk haritası üzerinden yönetilmelidir.

RES projelerine özgü hukuki risk alanları: Yukarıda aktarılan çerçeveye ek olarak RES yatırımcılarının sıklıkla karşılaştığı ve iptal davalarında en çok gündeme gelen risk kalemlerini şu şekilde özetleyebiliriz: (i) ÇED raporunda kuş ve yarasa göç güzergahlarına, özellikle Bern Sözleşmesi ekli listelerinde yer alan türlere ilişkin etki değerlendirmesinin yüzeysel yapılması, halkın katılımı toplantısında dile getirilen itirazların rapora yansıtılmaması, (ii) aynı yarımada, sırt hattı veya havza içinde birden fazla RES’in (mevcut + planlanan) bulunması halinde kümülatif etkinin somut verilerle değil soyut ifadelerle geçiştirilmesi, (iii) türbin gürültüsü ve titreşiminin yerleşim yerlerine olan mesafesinin ÇED raporunda ölçümle değil varsayımla belirlenmesi ve (iv) kapasite artışlarının (türbin sayısının sonradan artırılması) her defasında ayrı bir ÇED süreci gerektirdiği halde, mevcut ÇED Olumlu kararına dayanılarak fiilen genişletme yapılması. Bu son husus madde 19 kapsamında süre verilmeksizin faaliyet durdurma riskini doğurur.

Güneş Enerji Santrallerine (GES) Özgü Uygulama Esasları

GES projelerinde eşik değer rejimi, RES’ten farklı bir mantıkla değişmiştir. 26/06/2025 tarihli ve 32938 sayılı değişiklik öncesinde Ek-1 madde 43 kapsamında ÇED’e tabi olmak için “proje alanı 20 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 10 MWm ve üzerinde” olmak üzere iki alternatif kriter aranırken, değişiklik ile kurulu güç kriteri madde metninden tamamen çıkarılmış ve Ek-1 eşiği yalnızca 25 hektar ve üzeri proje alanı (çatı ve cephe sistemleri hariç) olarak yeniden düzenlenmiştir. Aynı şekilde Ek-2 madde 41’de yer alan ön inceleme eşiği de “proje alanı 2 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 1 MWm ve üzerinde” ifadesinden “proje alanı 7,5 hektar ve üzerinde” ifadesine dönüştürülmüş, kurulu güç kriteri burada da kaldırılmıştır. Pratik sonuç şudur: bugün itibarıyla panel verimliliği ne olursa olsun, yalnızca fiziki proje alanının büyüklüğü GES projesinin hangi ÇED güzergâhına tabi olacağını belirlemektedir; 7,5 hektarın altındaki projeler (çatı/cephe sistemleri de dahil olmak üzere tamamen) ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kalırken, 7,5-25 hektar arası projeler PTD sürecine, 25 hektar ve üzeri projeler ise tam ÇED sürecine tabidir.

Bu değişikliğin yatırımcılar açısından doğurduğu en somut risk, yüksek verimli panel teknolojisi kullanılarak aynı kurulu güce daha küçük bir alanda ulaşılmasının artık ÇED yükünü hafifletmemesidir; zira kriter tamamen alan bazlıdır. Buna karşılık, birden fazla bitişik veya yakın parselde art arda 7 hektarlık GES projeleri geliştirilmesi -her biri tek başına Ek-1 eşiğinin altında kalsa dahi- Madde 20’deki kümülatif kapasite ilkesi ve Madde 4/1-aa’daki Kümülatif Etki Değerlendirmesi tanımı çerçevesinde birlikte değerlendirmeye tabi tutulabilir. Bu nedenle GES yatırımlarında saha seçimi aşamasında yalnızca ilgili parselin değil, aynı bölgede aynı yatırımcı veya bağlantılı şirketler tarafından planlanan komşu projelerin de topluca değerlendirilmesi, ileride “projenin parçalara bölünmesi” gerekçesiyle açılabilecek bir iptal davası riskini önemli ölçüde azaltacaktır.

Ayrıca GES projelerinin önemli bir kısmı tarım arazileri üzerinde planlandığından, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki vasıf değişikliği ve tarım dışı kullanım izni süreci ile ÇED süreci paralel yürütülmek durumundadır. Uygulamada, tarım dışı kullanım izninin ÇED sürecinden önce veya ÇED süreciyle eş zamanlı olarak talep edilmesi mümkün olmakla birlikte, Yönetmelik’in 6. maddesinin 3. fıkrası uyarınca projeyle ilgili nihai onay, izin ve ruhsatların ÇED Olumlu kararı alınmadan verilemeyeceği hususu, tarım dışı kullanım izni bakımından da geçerlidir; ilgili idarelerin ÇED Olumlu kararı beklemeksizin nihai onayı vermesi mümkün değildir.

GES projelerine özgü hukuki risk alanları: GES yatırımcıları bakımından öne çıkan risk kalemleri şunlardır: (i) tarım dışı kullanım izni kararının, tarım dışı kullanım izni ÇED sürecinin ön koşulu niteliğinde olmasa da arazinin gerçek toprak sınıfı (birinci sınıf tarım arazisi/sulu tarım arazisi) yönünden hatalı tespiti nedeniyle idari yargıda ayrıca iptal davasına konu edilmesi ve bu iptalin yatırımın ruhsat sürecini riske etmesi; (ii) 7,5 hektarlık Ek-2 eşiğinin altında kalacak şekilde bitişik parsellerin farklı tüzel kişilikler adına bölünerek başvuru yapılması, ki bu durum idarece “örtülü parçalama” olarak nitelendirilip resen Ek-1 sürecine yönlendirilebilir; (iii) GES sahasının kuş göç güzergahı veya sulak alan tampon bölgesiyle çakışması halinde, arazi bazlı eşik kriterinin ekolojik hassasiyeti yansıtmadığı gerekçesiyle üçüncü kişilerce açılan davalarda ÇED raporunun “eksik değerlendirme” nedeniyle iptal riski taşıması.

Hidroelektrik Santrallerine (HES) Özgü Uygulama Esasları

HES projeleri bakımından mevcut ÇED rejimi, RES ve GES’ten belirgin biçimde farklı ve yatırımcı açısından daha katı bir noktadadır. 2014 tarihli mülga Yönetmelik döneminde Ek-1’de “kurulu gücü 10 MWm ve üzeri” olan HES’ler, Ek-2’de ise “kurulu gücü 1-10 MWm arası” olan HES’ler ayrı kategorilerde düzenlenmekteyken, 29/07/2022 tarihli ve 31907 sayılı ÇED Yönetmeliği ile bu kurulu güç bazlı ayrım tamamen kaldırılmış ve Ek-1 listesinin 14. maddesi sadece “Hidroelektrik enerji santralleri” ibaresiyle yeniden düzenlenmiştir. 26/06/2025 ve 05/03/2026 tarihli sonraki değişikliklerde RES ve GES eşiklerinde yapılan revizyonlara benzer bir kurulu güç eşiği HES’ler için yeniden getirilmemiştir. Bunun sonucu olarak, bugün itibarıyla kapasitesi ne olursa olsun -1 MW’lık bir nehir tipi santral dahi- yeni bir HES projesi kural olarak tam ÇED sürecine (ÇED Başvuru Dosyası, Komisyon incelemesi, halkın katılımı toplantısı, özel format ve ÇED Raporu) tabidir; PTD üzerinden yürütülen kısaltılmış bir güzergâh HES’ler için artık istisnai bir haldir.

Bu istisna, Ek-2 listesinin 38. maddesinde düzenlenmektedir: “Mevcut baraj veya isale hatlarına kurulacak olan hidroelektrik enerji santralleri” -yani yeni bir baraj gövdesi veya rezervuar inşa edilmeksizin, hâlihazırda mevcut bir baraj, gölet veya isale hattı üzerine kurulan santraller- PTD temelli ön inceleme sürecine tabi tutulmaktadır. Buna ek olarak Ek-1 listesinin 13. maddesi uyarınca göl hacmi 10 milyon m³ ve üzeri olan baraj veya göletler, HES’in kendisinden bağımsız olarak ayrıca tam ÇED sürecine tabidir; dolayısıyla büyük rezervuarlı bir HES projesinde hem madde 13 (baraj/gölet) hem madde 14 (santral) kapsamında değerlendirme yapılması, ÇED Başvuru Dosyası’nın her iki boyutu da kapsayacak şekilde hazırlanmasını gerektirir.

HES projelerinin bir diğer sektörel özelliği, ÇED sürecinin Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (“DSİ”) ile yürütülen su kullanım hakkı anlaşması süreciyle iç içe geçmiş olmasıdır. Yönetmelik’in 6. maddesinin 3. fıkrasındaki genel kural burada da geçerlidir: ÇED Olumlu kararı alınmadıkça su kullanım hakkı anlaşmasının nihai olarak imzalanması ve yatırıma başlanması mümkün değildir; ancak anlaşmaya ilişkin başvuru süreçlerinin ÇED süreciyle paralel yürütülmesine engel bulunmamaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan risk, aynı akarsu havzasında art arda planlanan birden fazla HES projesinin kümülatif etkisinin -her bir projenin ÇED Raporu ayrı ayrı hazırlansa dahi- Komisyon incelemesinde ve olası bir iptal davasında bilirkişi heyetince birlikte değerlendirilmesidir; havza ölçeğinde su rejimi, sediman taşınımı ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki toplam etkinin yeterince irdelenmediği yönündeki tespitler, dizimizin üçüncü yazısında ele aldığımız ivedi yargılama usulü kapsamındaki davalarda en sık dile getirilen iptal gerekçelerinden biridir.

HES projelerine özgü hukuki risk alanları: HES yatırımcıları açısından öne çıkan risk kalemleri şunlardır: (i) ÇED raporunda öngörülen çevresel akış (“can suyu”) debisinin, DSİ tarafından onaylanan su kullanım hakkı anlaşmasındaki teknik debi hesaplarıyla çelişmesi; bu çelişki, uygulamada hem idari denetimde hem de iptal davalarında bilirkişi incelemesinin en sık odaklandığı teknik konulardan biridir; (ii) balık geçidi ve su ürünleri (özellikle endemik balık türleri) üzerindeki etkinin yeterince irdelenmemesi; (iii) HES yapı ve iletim hatlarının orman veya mera vasıflı alanlarda inşasında, RES’e ilişkin yukarıda aktardığımız orman kesin izni-ÇED Olumlu sürecinin birbiriyle olan ilişkisinin aynı şekilde geçerli olması ve (iv) büyük rezervuarlı projelerde kamulaştırma sürecinin, ÇED Olumlu kararının iptal davasına konu edilmesi halinde de -kamulaştırma kararının ayrı bir idari işlem olması nedeniyle- kendi başına devam edebilmesi, dolayısıyla ÇED süreciyle kamulaştırma sürecinin takvimlerinin birbirinden bağımsız fakat sonuç itibarıyla birlikte izlenmesi gerekliliği.

Yukarıda aktardığımız eşik değer ve süreç farklılıklarının yanında, RES, GES ve HES yatırımcılarının ortak olarak dikkat etmesi gereken bazı hususları özetle hatırlatmak isteriz:

  • Eşik değerin doğru ve güncel tespiti: 2025 ve 2026 değişiklikleri öncesindeki eşik değerlere göre yapılmış bir ön değerlendirme, projeyi bugün yanlış güzergâha (Ek-1 yerine Ek-2 veya tam tersi) yönlendirebilir; bu nedenle yürürlük tarihi itibarıyla hangi Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı, Yönetmelik’in Geçici 1. maddesi uyarınca proje bazında ayrıca tespit edilmelidir.
  • Kümülatif kapasite ve parçalama riski: Madde 20 uyarınca aynı yatırımcı veya bağlantılı şirketler tarafından aynı bölgede planlanan projelerin toplam kapasitesi, tek tek eşik altında kalacak şekilde bölünmüş olsa dahi birlikte değerlendirmeye tabidir.
  • Sektörel iznin ÇED Olumlu kararına bağımlılığı: Orman izni (RES/HES), tarım dışı kullanım izni (GES) ve su kullanım hakkı anlaşması (HES) gibi sektörel izinlerin kesin/nihai aşaması ÇED Olumlu kararına bağlıdır; bu kararın iptal davasına konu edilmesi veya yürütmesinin durdurulması, sektörel izinlerin hukuki akıbetini de doğrudan etkiler.
  • Proje revizyon başvuru bedeli imkânından yararlanma: 05/03/2026 değişikliği ile Madde 24/1-g kapsamında getirilen ve kapasite artışı içermeyen alansal revizyonların sıfırdan ÇED sürecine tabi tutulmasını önleyen bu mekanizma, özellikle teknoloji güncellemesi yapacak RES/GES/HES yatırımcıları için süre ve maliyet avantajı sağlayabilir; ancak revizyonun gerçekten kapasite artışı içermediğinin dosyada açıkça ispatlanması gerekir, aksi halde başvuru Madde 20 kapsamında değerlendirilir.
  • Proje İlerleme Raporu yükümlülüğü: Ek-1 kapsamında ÇED Olumlu kararı alan RES, GES ve HES projelerinde, inşaat dönemi boyunca 3 ayı geçmeyen periyotlarla, ÇED Raporunu hazırlamamış bağımsız bir kurum/kuruluşa hazırlatılacak Proje İlerleme Raporu’nun e-ÇED sistemine yüklenmesi zorunludur; bu yükümlülüğün ihmali, taahhütlere aykırılık gerekçesiyle Madde 19 kapsamında yaptırım riski doğurur.

Bilirkişi İncelemesi Süreci: RES, GES ve HES Projelerine İlişkin Davalardan Uygulama Örnekleri

Dizimizin üçüncü yazısında, ÇED Olumlu kararlarına karşı açılan davalarda uyuşmazlığın teknik ve bilimsel niteliği nedeniyle bilirkişi incelemesinin davanın seyrini büyük ölçüde belirlediğini vurgulamıştık. RES, GES ve HES projelerine özgü eşik değer ve sektörel riskleri yukarıda aktardığımız bu yazıda, sözü edilen bilirkişi sürecine ilgili projelere özgü örnekler üzerinden de kısaca değinmek isteriz.

  • Bilirkişi Heyetinin Belirlenmesi; 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve İYUK m.31 atfıyla uygulanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca mahkemece resen bölge adliye mahkemesi adli yargı adalet komisyonları bünyesinde tutulan bilirkişi listesinden seçim yapılır (Bilirkişilik Kanunu m.3 ve m.10). ÇED davalarının çok disiplinli teknik niteliği nedeniyle heyet tek bilirkişi ile sınırlı kalmayıp uygulamada sıklıkla beş veya yedi kişilik heyetler halinde oluşturulmaktadır. Bu sayı ve disiplinler uyuşmazlığın kapsamına göre kesinlik arz etmemekte ve değişmektedir.
  • Heyette Yer Alması Gereken Uzmanlık Alanlarının Belirlenmesi; Bilirkişi heyetinin uzmanlık alanları projenin niteliği, faaliyetin gerçekleştirileceği alan, proje ile bağlantılı diğer projeler ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmektedir. Heyette gerekli uzmanlık alanlarından birinin bulunmaması (örneğin bir RES davasında ornitoloğun, bir HES davasında ise su ürünleri uzmanının yer almaması gibi) öncelikle bilirkişi heyetine itiraz edilmesine; bu itirazın reddedilmesi veya kabul edilmesine rağmen aynı nitelikte bir heyet oluşturulması halinde ise bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayandığı gerekçesiyle hükme esas alınamayacağı yönünde itirazlara ve yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulmasına neden olabilmektedir.
  • Tarafların Bilirkişi Raporuna İtirazı; Bilirkişi raporunun tebliğinden sonra tarafların yazılı itiraz hakkı bulunmaktadır. Uygulamada itirazlar ağırlıklı olarak; (i) heyetin uzmanlık alanının yetersizliği (bu kapsamda bilirkişi heyeti belirlenirken itiraz edilip/edilmediği de değerlendirilmektedir), (ii) bölgedeki mevcut ve planlanan projeler bakımından kümülatif etkinin yeterince incelenmemesi, (iii) keşif ve arazi incelemesinin yetersiz kalması ile rapordaki değerlendirmelerin eleştirel ve tavsiye niteliğinde olması ve (iv) ÇED raporunda öngörülen önlem ve taahhütlerin bilimsel yeterliliğinin sorgulanmaması hususlarında yoğunlaşmaktadır. Bununla birlikte bu örnekler genel nitelikte olup itiraz sebepleri somut projeye ve bilirkişi raporunun içeriğine göre değişebilmektedir. Mahkeme, itirazları haklı bulması halinde ek rapor alınmasına veya yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirilmesine karar verebilir. Bu noktada yargılamanın tabi olduğu usul de önem taşımaktadır. Bu nedenle yatırımcıların süreci, ÇED davalarında uzman avukatlarla en başından itibaren takip etmesi, projenin durması gibi telafisi güç risklerin önlenmesi bakımından önem arz etmektedir.
  • Bilirkişi Raporunun Yürütmenin Durdurulması ve Esas Hakkındaki Karara Etkisi; Daha önce de belirtildiği üzere, ivedi yargılama usulünde yürütmenin durdurulması taleplerine ilişkin kararlara itiraz yolu kapalıdır. Bu nedenle mahkemenin çoğu zaman tek bilirkişi incelemesine dayanarak verdiği yürütmenin durdurulması kararı fiilen büyük önem taşımaktadır. Esas hakkındaki nihai karar ise bilirkişi raporu, taraf itirazları, dosyaya sunulan belgeler, projenin sağlayacağı kamu yararı, oluşabilecek çevresel olumsuzluk ile çevresel etki ile kamu yararı arasındaki denge ve mahkemenin re’sen yapacağı araştırma sonucunda oluşan kanaate göre verilmektedir. Bu sebeple yürütmenin durdurulması aşamasındaki değerlendirme ile nihai karar her zaman aynı yönde olmayabilir. Örneğin yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiş olsa dahi, bilirkişi raporu ve dosya kapsamındaki değerlendirmeler sonucunda ÇED raporunun yetersiz olduğu kanaatine varılması halinde dava kabul edilebilmektedir.

Bu nedenle RES, GES ve HES yatırımcılarının dava sürecinin başından itibaren bilirkişi incelemesine sunacakları teknik bilgi, ölçüm verileri ve uzman görüşlerinin niteliğine özel önem vermeleri, ayrıca bilirkişi raporuna karşı süresi içinde teknik gerekçelerle desteklenmiş itiraz dilekçeleri hazırlamaları, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek önemli bir hukuki unsurdur.

Yukarıda aktardığımız çerçeve, RES, GES ve HES projelerinin -aynı ÇED Yönetmeliği’ne tabi olmalarına rağmen- eşik değer mimarisi, sektörel izin etkileşimi, kümülatif değerlendirme riskleri ve dava sürecindeki bilirkişi dinamikleri bakımından birbirinden belirgin biçimde ayrıştığını göstermektedir. Bu nedenle yatırım kararının en erken aşamasında, projeye özgü teknoloji ve saha koşullarının bu çerçevede ayrıca değerlendirilmesi, sürecin öngörülebilirliği açısından belirleyici olmaya devam etmektedir. Önümüzdeki hafta yayımlanacak beşinci yazımızda, “Maden ve Nükleer Enerji Projelerinde ÇED: Kümülatif Etki Değerlendirmesi ve Özel Format Süreci” başlığı altında, madencilik ve nükleer enerji projelerine özgü eşik değerleri, kümülatif etki değerlendirmesinin bu iki sektörde nasıl uygulandığını ve özel format sürecinin madencilik/nükleer projelerdeki kendine özgü aşamalarını ele alacağız.

Saygılarımızla,

Odabaşı & Özşahin Avukatlık Bürosu

Bu yazı, genel bilgilendirme amacı taşımakta olup somut olaya özgü hukuki görüş niteliği taşımamaktadır. RES, GES ve HES projelerinize ilişkin ÇED süreçleri, eşik değer tespiti, sektörel izin süreçleri ve ÇED davalarında bilirkişi incelemesi dahil hukuki danışmanlık ihtiyacınız için ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.

HAKKIMIZDA

Odabaşı & Özşahin Hukuk Bürosu olarak; idare hukuku, enerji hukuku, vergi hukuku, gayrimenkul hukuku başta olmak üzere müvekkillerimizin tüm hukuki ihtiyaçlarına çağdaş, etkin ve çözüm odaklı yaklaşımlar sunuyoruz.

ÇALIŞMA ALANLARIMIZ

  • İdare Hukuku
  • Enerji Hukuku
  • Vergi Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku

 

ODABAŞI & ÖZŞAHİN HUKUK BÜROSUBize Ulaşın